OPT. DR. CEYHUN İRGİL
ceyhunirgil@superonline.com
21.YÜZYILIN GÜL
AĞAÇLARI...!
20.yüzyılı sevmedik.
Daha
20.yüzyıla ‘merhaba’ demeden parçalanma sürecinde bir imparatorluk ve
‘hasta adam’ın yurttaşlarıydık. Yedi düvelin boğazımıza çöktüğü
yıllarda ‘ihanet ve ateş’ ile tanıştık.
Kim
bilir kaç cephede ‘ulus olmanın’ sancısı çektik. ‘Ya istiklal ya
ölüm’ denen yıllarda ‘güneşi’ tanıdık. Bu yüzyıldaki tek
sevincimizdi.
On
yılda ‘Türkiye yarattık’ ve sonra ‘güneşimizi’ kaybettik. Koca
bir yüzyılı ‘güneşe hasretle’ geçirdik...
‘Dik
bir omurganın çözemeyeceği sorun yoktur’ derdik başı önde bir ulus
olmanın, eğilmenin yorgunluğunu hissettik...
Savaşlar dünyayı kasıp kavururken ‘süpürge tohumundan ekmek’ pekmezli çay
ile katık edilirdi. ‘Yerli malı yurdun malıydı’. Paylaştıkça çoğalır
derlerdi. Onca yıl her cephede onurla direndik. Ama‘özü’ boş verip ‘ambalaja’,
‘markaya’ teslim olduk. ‘Çanakkale geçilmez’ idi ama
evlerimize, çocuklarımızın beyinlerine kadar girdiler.
Demokrasiyi istedik. Ama nedense hoşgörüyü ve saygıyı esirgedik
acımasızca...
‘Şeytan
taşlamaktan namaz kılmaya vakit kalmadı’.
Sonunda demokrasi bir ‘dem’ oldu birbirimizi ‘kırasıya’...
‘Bilgi sahibi olmadan
fikir sahibi olunmaz’ derdik. Dolma tüfek gibi her dolguya gelir olduk.
Karanlığa küfretmekten aydınlığı tanımaz olduk. Karanlığa öyle alıştık ki
‘mum’ aramaz olduk.
Binlerce yıllık
kültürümüzü bir yüzyılda unuttuk. Türkçemizi ‘Türkçe derslerine’,
ruhumuzu ‘yedi düvele’ mahkûm ettik.
‘Umut
kalacağına emek kalsın’ der ‘emeğe’ inanırdık. Emeği küçümseyip çalışanı
‘enayi’ yerine koyar olduk. ‘Çalıya basmadan halıya basmanın’ umudu
ile ‘yolunu bulmanın’ onursuzluğunu keşfettik.
Bilgi
çağında ‘bilgi yoksulu’ kalınca cehalete, zarafetimizi ve
inceliklerimizi yitirince ‘arabeske’ mahkûm olduk. Duyarlılığımızı
yitirdikçe ‘küntleştik’, küntleştikçe ‘anlamaz’ olduk.
Şiddetle beslenmeye, şiddetten zevk almaya başladık.
Yeni
Dünya düzeni kargaşasında bu ormansı düzende bireyin zorluklarını, yaşamın
acımasızlığını görüyoruz. Zorluklar ve zorunluluklar ne olursa olsun çarenin
her şeye rağmen ‘BİZ’ olduğuna inanıyoruz.
Kendimizi ve birbirimizi daha çok sevmeli, daha hoşgörülü
olmalıyız. Kendimize inanmalı ve ‘kendimiz gibi’ olmalıyız.
Akıntıya karşı yüzen bir
balık, kapalı kapıları yıkan bir koç olmak kötü bir şey değildir. Hayvanın
böylesi insanın sürüngeninden iyidir...
Biz
20.yüzyılı sevmedik. Kan ve ateş ile yoğrulmuştu.
İnanıyoruz ki 21.yüzyıl daha güzel olacak. İnanıyoruz ki bu ülkenin
çocuklarının yüzleri ve gözleri gülecek. İnanıyoruz ki bahçelerimiz güllerle
dolacak...
’’İnanıyoruz ki sizde gülleri seversiniz.
Ama
şunu bilin ki,
Gökyüzünden asla gül yağmayacak.
Eğer daha çok gülünüz olmasını istiyorsanız
Daha çok gül ağacı dikmelisiniz...’’
SAĞLIK VE DİLEKLERİNİZİN GERÇEKLEŞMESİ DİLEĞİYLE...