Kahve kokan filmler-
Taylan Sezginer

Elinizde sıcak bir kahve ,
üzerinizde bir battaniye ( mutlaka ekose olmalı! ) televizyonun
karşısına kurulmuş, film seyrediyorsunuz. Yalnız da olabilirsiniz bu
sırada, yakın bir dostunuz ya da sevgiliniz de eşlik edebilir size.
Hele bir de puslu havanın ardından gelen yağmur camlara hafifçe
vuruyorsa, metropolün size unutturmaya başladığı o duyguyu
anımsarsınız yeniden: Huzur…
Elbette, kahveyle sinemanın ilişkisi yalnızca bundan ibaret
değildir.Kahve kokusu, sık sık süzülür perdeden dışarı. Özellikle
Hollywood'dan bilinçaltımıza miras kahve sahnelerini, artık
neredeyse ezberlemişizdir.
Çoğu filmde kahramanlar bir
“dinner” da kahvelerini yudumlarken çıkar karşımıza. Servisi
yapansa, aksi ve şişman bir kadındır genellikle.Bu kadınların,
çirkin ve kirli ekose önlükleriyle kalın ayak bileklerinin olmasıysa
sanki gizli bir kural gibidir. Tarantino efsanesi “Pulp Fiction” da
, böyle bir mekanda, Pumpkin ve Honey Bunny'nin unutulmaz
diyaloglarıyla açılır.
Beyazperdede kahve klişeleri yalnızca bununla sınırlı değildir
kuşkusuz. Suçluları arabalarından izleyen dedektiflerimizin elinde
mutlaka kahve vardır ve mutlaka “sıkı adamlara” yakıştığı gibi, sade
ve şekersizdir kahveleri.
Film kahramanları, kim bilir
kaç kez uyandıklarında, elinde bir fincan kahveyle gülümseyen
gecelikli bir kadınla karşılaşmışlardır. Sakar kahramanlar, uçakta
ellerindeki kahveyi yanlarındaki güzel kızların üzerine dökmüşler ve
filmlerin sonunda o güzel kızlar hep aynı soruyu sormuşlardır: “
Yukarı bir kahve içmeye gelir misin?..”

COFFEE & CIGARETTES YÖN: JIM JARMUSCH

Yine de kahve ve filmlerse konumuz, kült yönetmen Jim Jarmusch'un
“Coffee and Cigarettes”ine ilk sırayı vermek gerekir. Tom Waits'den
Iggy Pop'a, Bill Murray'den Cate Blanchett'e bir çok ünlü ismin rol
aldığı filmin tartışmasız başrol oyuncusuysa kahvedir. Kısacası,
kahve hep kendine bir rol bulacak sinemada. O yüzden, Hilal'e
söylemeli, sinema dergileri de alsın Siesta'ya…
Taylan Sezginer